Ogün's Place

Ailem 1972 yılında

Hayıt bükünde küçük bir restaurant açıyor.O dönemde Hayıt büküne gelen bir iletişim yolu yoktu.O zamanlar dolmuş teknelerle Datça’ya ulaşılırdı.

Annem (sabah erkenden kalkarak)deniz yoluyla gelenlere cay yapıp satarak geçimimizi sağlıyordu.Çay içmeyenlere de köy tavuğu pişirim ikram edilirdi, bu böyle 1980 yılına kadar devam etti.Bir gün ablamla sandalla gezerken turisteler teknelere çağırdılar ve karaya çıkmak için bizden yardım istediler.Bizde onları alıp karaya çıkarmaya başladık.O dönem köyde iki rane restaurant vardı biri komşumuzun biri bizimkiydi.Bizim iletmemiz ev gibi duruyordu ve sadece üç masası vardı.Tursitler diğer restorana giderken ablama;onları biz getirdik neden bize götürmüyoruz dedim.Ablamda onlaa gidip söylememi ve bize çağırmamı söyledi.Bende onları alıp iletmemize götürdüm.Onlara ikramlarla beraber satışta yaptım.Bu ailemizin geröçek anlamda ilk para kazancı oldu.Ertesi gün bir tekne daha yanaştı ve yanlarına gidip iletişim kurmaya çalıştım.Fransız olduklarını öğrendim ve bildiğim iki kelime Fransızca ile onlara bizim restaurantımıza gösterip davet ettim.Yabancısı olduğum dillerinde söylediklerini anlamamıştım.Tekneye yanaştığımı gören ağabeyim turistleri rahatsız ettiğimi düşünüp bana tepki gösterdi.

O zaman annem araya girdi ve ona benim turistleri işletmeye davet etmeye çalıştığımı açıklayarak benim hem ticaret yapmaya hemde kültürümüzü anlatmaya çalıştığımı, kızmasının da yersiz olduğunu anlattı.Ondan sonra akşamüstü kıyıya gelen turistleri diğer işletmeden arkadaş ve ben karşıladık.Diğer restaurant sahibibiraz daha büyüktü ve az da olsa yabacı dili vardı.Avantajını kullanıp bana kaybolmamı söyledi bende tepkimi koyarak ona turistleri bölgeye benim çektiğimi ve onları konuk etme hakkım olduğunu anlattım.Tüm bunlar olurken yüzümden gülümsememi hiç eksik etmedim, ayrıca sandalla yanlarına gidip davet eden benim olduğumunfarkında olduklarından gelip bizim işletmemizde yediler.O zaman köyde elktrik olmadığından onlara pamukla zeytinyağından ışıklar yaptım.Menümüzde o günler sadece tavuk vardı, turistler de canlı tavuklardan en büyüğünü seçerlerdi, inanın o tavuğu tutmak da büyük bir dertti, kan ter içinde kalıyordum tavuğu yakalayana kadar.Turistlere o dönemde çok iyi servis yapamasak da onlar çok memmun ayrılırlardı.

Birçok kez yanlarına gidip halatlarını kıyıya çekerkenayrıca onlarla konuşmaya çalışıp dilimi geliştirmeye çalıştım.Önemli olan kelimeleri yazıp onları eberleyip işe koyuldum.Zaman geçtikçe sandalın sahibi bana izin vermemeye başladı,artık para kazanmaya başlıyorduk çünkü.Sonraları anladığım kadarıyla sandalın sahibi yandaki restorant sahibini desteklediği için bana izin vermemişti sandalını kulllanmama.

Sonuç olarak diğer restaurant sahibi sandalla turistlerin yanına giderken ben yüzüp onların yanına gidiyordum.Sandalıma ne olduğunu soran turistler bir önceki seferden beni tanıdıkları için hikayeyi duyunca çok kızdılar.Kendi botlarıyla beni aldılar ve diğer üç teknedekilerde bizim restauranta geldiler.Beni sandalın sahibi çok hırslandırmıştı, haksızlığa uğradığımı düşünerek tüm gayretimi toplayıp gelen turistleri büyük heyecanla karşılamaya başladım.Kalbim küt küt atardı her seferinde ve bir sezon boyunca turistleri yüzerek karşıladım.O an aklımda tek bir fikir vardı, para biriktirip kendi salımı almak ve bunu başardım da.Babam sandalı alarak bana hediye etti ben de önüne adını yazarak yanına da ”taxi driver, boot service” yazdım.Sandalım her şeyi anlatıyordu, gören turistler halatlarını alarak kıyıya götürdüğüm için bana paa vermek istiyorlardı hizmetim için ama ben almazdım.Yalnızca çikolata ikram ettiklerinde hayır demezdim çünkü bakkalımızda hiç olmazdı,ilk başlarda ağabeyim ve ablamdan kaçırırdım sonra da onlarla bu oyundan sonra paylaşırdım.İşin başlarında biz turistlere yemek hazırlarken ablam pişirirdi, kendi 13 ağabeyimde 17 yaşındaydı.

Bir gün kıyıya yanaşan Hollandalı bir aileyle tanıştım.Kısa sürede samimi oldu ve konuşmaya başladık.Çabamı görüp beni takdir ettiler ayrıca beni Hollanda’ya davet ettiler.Bir gün param olduğunda gelip ziyaret etmek istediğimi söyledim onlara.Masraflarımı karşılayabileceklerini söyleyip beni ülkelerine davet ettiler.Bende durumu aileme anlattım.Hollandalı aile uzunca bir süre ikna etmeye çalıştılar ve kısmen ailemi ikna etmeyi başardılar.Annem onlar ayrıldıktan sonra buna izin veremiyeceğini söyledi.Sabahleyin turistler planlarını anlatıp bana yazdılar.Uzun süre dirensekte gelen Türk turistlerinde düşünceleri gitmemden yana olunca Annem fikre ısınmaya başladı.İngilizce bilen Türk müşterilerimiz mektup yazmama yardımcı oldular.Bundan ailemin haberi yoktu ama Hollandalı aile benim mektubuma cevap yazdı.İçinde vize almama yardımcı olacak davet de vardı.Annemde durumu paylaştığı bir arkadaşından olumlu görüş alınca ikna oldu.Muğla’da pasaport aldıktan sonra İzmir’e oradan da Ankara’ya vize almaya gittik.O zamanlar ablar orada okuyordu ve bize yardım etti. güzç bela vizeyi aldıktan sonra Hollandalı aile biletimi gönderdi.Uçağa bindiğimde kapıldığım korkunun yersiz olduğunu anladım çünkü aile beni karşıladı ve evlerine götürdü.

Beni çok sıcak karşıladıla ve 3 ay boyunca okula gidip İngizilizce öğrenmemi sağladılar.Birden yokluktan zengin bir hayara girmiştim alışmak zaman aldı.Beni alışverişe götürdüklerinde yük olmak istemedim ama çocuklar benim yerime seçimlerde bulundular.Ankara’da beğendiğim ama alamadığım blujean aile tarafondan alındı ve çok mutlu olmuştum.Dil eğitimimi tamamlayıp Mesudiye’ye döndüğümde çok iyi iletişim kurabiliyordum artık.Restaurantımızı geliştirerek iyi bir işletme haline getirdim.Bu süre içinde yan taraftaki restaurantı alan emekli poli ile gerginlik yaşamaya başladık.Sandalla karşılamam konusunda beni uyarınca turisteler için ağabeyimle bir iskele yaptık böylece karşılamama gerek kalmadan turistle kendileri gelebiliyordu.Sonrasında restaurant yanındaki ağaçlar kesildi turistleri kaçırmamak için yandaki araziyi satın alıp güzelleştirdim.Zamala komşularla olan sorunlarda giderildi.Şu an güzel bir işletmemiz var ve Dünya’nın her yerinden dostlarımız bizi ziyaret ediyor.